Buradasınız: Ana sayfa - Genel - Şehir Sadece Şehir Değildir

Şehir Sadece Şehir Değildir


İnsan, hayatı ve olguları penceresinde bir kere öğrendikten sonra geriye gerçeğin kendisinde başka hiçbir şey kalmıyor.Sanalın tortusundan hakikatin özüne yapılan bir yolculukta; geriye dostluğun kendisi ve seyahatin sarhoş edici etkisi kalıyor. 4. Murat’ın Bağdat’ın kendisinden daha mı güzeldir. ‘diye içerlenmiş. Günümüzde kentlere bakış sadeceproje bazında kalmakta. Çağımızda teknik adamların bu kadar bol olduğu şehirleşme olgusuna bir bakın bir de antik ve ortaçağ kentlerine bakın. Acaba hangisi daha fonksiyonel ve insani.


Şehirler sadece barınma ve iaşelerimizi karşılayan yerler olarak görülmemeli, aynı zamanda beşeri faaliyetlerin tezahür ettiği mekanlar olarak tasavvur edilmeli. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın değişi ile ruhaniyetli yerler olmalı…Ne yazık ki bugün kentler bu ruhtan yoksun olarak inşa edilmektedir. İstanbul’a İlk gittiğimde,Topkapı Sarayı’ndan Marmara’ya baktığımda, yaşadığım ruhu hiç unutamam. Bir tarafta Asya bir tarafta Avrupa!… Ve altın boynuz gibi karaya sokulan Halic’i ve Boğaziçi’yi gördükten sonra büyük hayaller kurmamak mümkün değildir. Bir kartal gibi kanatlarını açarakve keskin bakışlarıyla Kafkasları, Mezopatamya’yı, Balkanları Sarayı’ndan ufka bakarken insanın ‘cihangir’bir ruha sahip olmaması elden değil.



İstanbul’u gördükten sonra Ankara’nın bir çukura ve bozkıra sıkışmış ve çevresi ile kendini yalıtmış izlemini hemen fark ediyorsunuz.Bir’Genç Osmanlı’olarak uzak ufuklara bakarak akıncıların at nalları arasında cihangir bir devleti İstanbul’da hayal etmemek insanın kendi gerçeğine indirilmiş tokat gibi geliyor. İstanbul’u gördükten sonra atalarıma olan saygınlığım ve kendimi olan kızgınlığım büsbütün arttı.Dünyaya başkentlik edecek potansiyele sahip olan bu şehri, bu kadar ihmal etmek ve talan etmek ancak bizim eserimiz(!) olabilirdi. Bütün bu şeyleri hayal eder iken; eski ile yeni, modernite ile post modernizm arasında düşünsel vefiziksel mekan değiştirmenin bana kazandırdığı zevki keşfedecektim. Eskiden bir yerlere gitmeden o yerleri ‘görmek’mümkün değildi.Yenidünyada ise bir yerlere gitmeden oturduğun yerden oraları görmek, bilşim ve teknoloji sayesinde mümkün oldu.Küçük bir çocuk iken seyahatname kitaplarına bayılırdım.


İlk okuduğum seyahatname kitabı ise İbn-i Batuta’nın eseri idi. Yanılmıyorsam Milli Eğitim Bakanlığın yayınladığı 1001 Kültür serisinde çıkmıştı. Uzun yıllar sonra Yapı Kredi yayınlarında enfes bir çeviri ile okur ile buluştu. Geçmişi merak edenlerin mutlaka okuması ve kitaplığında bulundurması gereken bir eser.Frengistan’a ikinci seyahatim daha faklı ve değişik geçti. İlk defa Frengistan’ı tern ile seyahat etmenin zevkini yaşadım. Bremen’den kalkan ternimiz bir tarafta Almanya şehirlerini ve köylerini öte tarafta Belçika ve Fransa’nın yerleşim yerlerini görmemizi sağladı. Almanya yerleşim bakımlı, sistemli ve kurallar ülkesi olduğu her halinden belliydi. Kentleri düzgün, caddeleri geniş, ulaşım ağının büyük bir kısmının tern ile yapıldığı hemen göze çarpıyordu. Fransa’ya vardığımızda, özellikle ‘NorthGar’girişindeki binanın ihtişamı bizi hayretler içinde bıraktığını derin olarak hissediyorumdum. ‘Paris, Fransa mıdır yoksa bir dünya kenti midir?’ sorusunu sorarsanız buna cevabım şu olacaktır: Paris, bir dünya kentidir;ama tümüyle bir dünyaya başkentlik edecek bir kent değildir. Ama dünya başkentine aday olabilecek bir kenttir. Çünkü Paris’in bir geçmişi yok; en azından toplama bir kent olduğunu hemen görürsünüz. Ama bu Paris’in değerini düşürmez. Benim yaptığım tahil sosyolojik ve stratejik bir tahildir. Paris, kentsel bir şaheserdir.Bütün dünya uygarlıklarını burada ‘Luvr Müzesinde’görmek mümkündür.



Ama buraya mutlaka en az bir gününüzü ayırmanız gerekir. Çünkü Paris Afrika’dır, Amerika’dır ve Avrupa’dır. Eğer dünya tarihi yazılacaksa bunun kalbi, beyni Paris’tir.Parissiz bir dünya tarihi eksiktir ve hep eksik kalacaktır! Bir inci gibi inşa edilen ve her yapı taşınd estetiksel zarafeti göz bebeğimize nakşeden eserlerin büyüklüğünü görmeden bu dünyadan giderseniz’gözünün arkada kaldığını’söyleyebilirim. Paris; sanattır, kültürdür, ihtilaldir!… İnsanlık için devrimci bir şehirdir. Hiçbir şehir dünyayı bu kadr değiştirmedi Paris kadar. Paris kendini değiştirmeyen kozasında tembel uyuyan uygarlıkları dönüştüren bir şehirdir. Bu özellik sadece Paris’e özgüdür.Hiçbir dünya şehri Paris olamadı; Çünkü Paris hep yeni şeyleri kendi içine almakla nekendi dışına vermekle övünen bir kenttir.Bu Paris hakkıdır. O Paris değildir ki, dünyaya özgürlüğü, kardeşliği ve eşitliği armağan eden! Evet, Paris bir ihtimal kentidir. 1789 Fransız ihtilalidir. İktidarı bir sınıfın tekelinden alıp halka verendir. Paris, cumhuriyettir. Çünkü ‘aristokrasiye’, ‘ologarşiye’ ve ‘tiranlığa ‘ karşıt bir duruştur.


Paris, seküler hayatın ve laisizmin tohumudur. Çünkğ hiçbir dine, mezhebe ve ideolojik resmiyete tabi olamayacak kadar büyüktür. Herkese aynı ve eşit uzaklıkta durur… Paris, kendi ulusuna ve başka uluslara saygı çerçevesinde bir yurtseverliktir. Çünkü hiçbir kabileye, dar milliyetçiliğe sığmayacak kadar evrenseldir. Paris dünya kardeşliğinin, özgürlüğün ve eşitliğin meşalesidir. Paris; biraz da jakobenizmdir; çünkü diğer toplulukları da dönüştürmeyi ister. Onun içindir ki devrimci değildir; ihtilalcidir! Bu Paris’in özelliğidir. Paris aşktır; tutkunun ve ateşin adıdır. Paris bir dünya kültürüdür; ama benim gözümde bir Jean Paul Santre’dir, Albert Camus’dur, J.J.Rousseuse’dir.

Etiketler:, , , ,


Yorum yapın